ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

EN ÇOK OKUNANLAR

SON YORUMLANANLAR

    Ziyaretci Defteri

    Ziyaretci Defteri

    Deftere Yaz

    Nostalji ile hatırlayalım hubyarı

    Nostalji ile hatırlayalım hubyarı

    Tarih 04 Şubat 2011, 13:52 Editör

    Geçmişini bilmeyenin, hatırlayamayanın yarını meçhuldür!

    Unuttuğumuz dünlerimiz diye biliriz sanırım bu yazıya.
    Değerli dostumuz Yüksel KARATAŞ'a böylesine duygu yüklü yazısından ötürü teşekkür ederiz.
    Ziyaretçi sayfasından çok daha fazla yerde yer etmeli diyerek ana sayfadan veriyoruz.

    Kalayçinin otobüsü, Karamemmedin taksisi, Edikhasangilin Gaş ve Eşşekler

    1970 -1979 yılları yaz ayları,   İstanbulda ve Avrupa da çalışan hubyarlıların izin dönemleri olurdu. Okullar da tatile girmiş oluyordu. Köye gidip rençberlik, mal ve davar işlerinde yaşlı ana, baba, amca ve dayılarına yardım etme zamanı idi. Çocuklar önemli idi, köyde mal ve davar keşikleri için gerekli idi. Gidip bir miktar harçlık ta bırakmaları gerkiyordu. Otobüsler Tokata Topkapıdaki otobüs garajından kalkardı. Akşam 7 de otobüse binerdik. 1970 li yılların başında Boğaz köprüsü yok idi. Sirkeciye otobüsle gelinir, saatlerce kuyrukta beklenir ve arabalı vapurla hareme geçilir oradan Tokata yolculuğa başlanırdı. O zaman otobüslerde klima yok idi. Camda gelen rüzgar otobüs hızı ile serinletici olurdu. O dönemin insanları sıcağa ve soğuğa dayanıyorlardı. İnsanlar organik beslendiği için kolay kolay hastalanmazlardı. Yolculuk esnasında, Çaylar şirketten lafı o dönemlere özgü slogan idi. Sabah 10:30 da Tokatta olurduk. Tokatta yüklerimizi ya at arabaları ile ya da el çekme abraları ile Çekenlü denilen yere getirirdik. O arabalara binmekten keyif alırdık. Tokat o dönemler değişik gelirdi bana. 1 kasa Tokat üzümü, 1 kasa domates, biber, patlıcan, 3 , 5 adet karpuz, 1 çuval kesme şekeri, 1 çuval un, 1 aygaz tüpü, 10 tane iri ekmek alırdık, köye götürmek için. Kırıntı önemli idi. Bisküvü, şeker, üzüm, leblebi bunlar kırıntı idi. İlginç özellikte bakkallar olurdu. Bir de bize kara lastik alırlardı. Köyde giyelim diye. Bakkalllar Ahmet alanı, kapıcıdan olurdu. Acıkırdık. Lokantaya girip Tokat kebabı yenirdi. Tokatta simitler ve bisküvülerin tadı ve şekli İstanbul’dakilerden farklı olurdu, yadırgardım. Saat 12:30 a doğru meşhur Kalayçinin otobüsü gelirdi Çekenlüye. Yükler yüklenirdi. Yolcular Tozanlı deresinin insanları idiler. Öğle sonrası otobüs hareket ederdi. Eski idi , tuhaf koltukları vardı, su kaynatır veya ara sıra lastiği patlar, 1, 2 saat rötarlı giderdik. Almus barajının kenarlarını otobüs ile hoplaya hoplaya geçmek oldukça ilginç olurdu. Saat 4 gibi Gibisten değere yere doğru o tozlu ve kıvrımlı yollardan İninin önünün beyaz rengi ve o muhteşem heybeti ile karşımıza çıkardı, anlardık ki Dündara ve Hubyar köylerine yaklaştık. Genelde aksam 4.30 da değer yerde olurduk. Yüklerimiz Dündara götürmek sorun idi. Değeryerden 5 veya 6 eşşek alırdık ve yüklerdik eşeklere yüklerimizi. Dereye yukarı eşşekler ile yola koyulmamız 5 veya 6 yı bulurdu. Karanlık çökerdi. Dereye yukarı alibağgilin öze doğru ırmağa bata çıka çatağa ulaşırdık. Çoraplar, pantolanlar ıslanırdı. Ay olursa şanslı idik. Önümüzü görürdük. Çatağa vardımmı etraftan hoş geldiniz sesleri veya o kim diye bağırırlardı. Gelin çay içek derlerdi. Etraftan köpek havlamaları bizi korkuturdu. Çataktan Dündara o yokuşu kızak yolundan çıkmak zor olurdu. Dinlene dinlene gece karanlığında eşşekler ile köye ulaşırdık. Sonraları değeryerliler motor aldılar. Dündarın yolu yok idi. Bazen motorları ile Hubyar köyünün yolunu kullanarak Edikhasangilin gaşa gelirdik. Avrupadan gelenler ise paraları bolca olurdu ve Tokattan Karamemmedin taksisi ile Edikhasangilin kaşa gelirlerdi. Telefon yok idi. O dönemler kimin ne zaman geleceği bilinmez idi. Mektup ve telefon ile haberleşmek imkansızdı. Epey bağırmışızıdır karşı Dündara Eşşek getürün, hayvan getürün diye. O dönemler Köylerde dayanışma vardı. Kimseye danışmadan ordaki köyün çocukları havas goves (hevesle) 10 eşşek ile önümüze gelirlerdi. İmzağel ve Garipgilden geçerek o yokuşu tırmnarak hiç erinme ve üşenmeden gelerek yüklerimizi eşeklere yüklerler ve Dündara yola koyulurduk. Irmağa gelince eşeklerin terkilerine binmeyi öğrendim ıslanmamamak için. Eşşekelr genelde ağdururdu, yani semerin diğer tarafına fazla yük yüklenme anlamında. Köye geldiğimizde genelde karanlık basardı. Bütün köylü Hayat adı verilen büyükçe evde bize hoş geldine gelirlerdi. Kipili, Eyüp, Avceli mutlaka gelirdi. Kırıntılar dağıtırdık. Gelenlere cuvara ikram edilirdi. Hayat denilen o büyük evin ocaklığında çalı çırpı ile ataş yakarlar, sacırakta çay demlerlerdi. Evin yaşlı kadını eğlip ataşı üfler, çekme ve çalı sokuştururdu. Köyün yaşlı kadını öğün, öşün hazırlardı. İstanbul’dan ve Avrupa’dan gelenlere karşı yoğun ilgi vardı idi. Yokluk vardı o dönem köylerde. El öpme, yanaklardan öpme ve boyuna sarılırak hasret giderilirdi. El öpmeler, yanaktan öpmeler gayet candan, samimi idi. Şimdiki gibi yapay değildi. Bizler küçüktük, eben gurban olsun, ciciğini yeyim derlerdi. Tuhafımzıa giderdi. Kulekteki tereyağı ile beş yumurta pişirilirdi. Pişen yumurtanın rengi biraz siyahlaşırdı, tereyağın etkisi ile ve yerdik. Tadlar farklı gelirdi. Ataştaki kara demlük tuhafımza giderdi. Tutacak, yerdeki iskemleler, yerin sert toprak oluşu, köyün insanlarının giyim tarzı, fakat o ciğerden ve candan o köy şiveleri ile yaklaşımları farklı gelirdi bizlere. 2 veya 3 ay kalır, geri İstanbula gelirdik bizler okumaya, ana ve babalarımız çalışmaya.

    1980 sonrası Hubyar köylerine ve Dündara yol yapıldı. 1990 yıllardan sonra Bekülüden Aziz, Deliahmetgilden Sadık, Terlikten İbrahim minübüsler ile Tokat Hubyar- Dündar köyü ulaşımında bizlere hizmet ettiler. Şimdi telefon ve cep telefonları da çekiyor. Irmağın üzerlerinde epey köprüde yapıldı. Hubyarlı ve Dündarlılar köylerine dublex villalar yaptılar bile. Altlarında en yeni otomobiller, jipler. 2, 3 yıldır köye gidiyorum da etrafta eşşek yok. Yok artık renberlik, mal ve davar keşiği. Kalayçinin otobüsünü arıyorum, bulamıyorum. Otobüs hurdaya ayrıldı ayrılmasına da, Kalayçi denilen adam yaşıyor mu ? Karamemmedin o taksisi artık yok ? Acaba kendisi hayatta mı ? Köye gittiğimizde eben gurban olsun, ciciğini yeyim diyen insanları arıyorum, yoklar, mezarlıkta taşa dönüşmüşler. Hayat denilen o büyük evler yok, yok artık o karademlükler, yer sofraları, idaralar, tutacaklar, kapıştığımız o yer iskemleleri. Artık o kırıntı verdiğimiz, fermuarı bozuk, burnunu silen, yamalı pantolunlu, kara lastikli o köy çocukları çoktan İstanbul’a geldiler iş, ev ve mal mülk edindiler. O dönemin insanları artık yok. Hüzünleniyorsunuz, dalıyorsunuz ruh dünyanızda, ve yönünüzü Köy mezarlığına çeviriyorsunuz, birilerini arıyorsunuz bulamıyorsunuz. Bulamıyorsunuz o dönemin tadını ,tuzunu ve keyfini. Bir şey ifade etmiyor yaşamayanlar için, 1970 ila 1979 yılların İstanbul, Hubyar ve Dündar köylerinin o hallerini. Dememeli artık Hubyarlılara o dağın başında ne işiniz var diye. Unutmamalı o dönemin hubyarlılarını. Hatırlamalı, kalayçinin otobüsünü, karamemmedin taksisini, Edikhasangilin gaşı ve hayvan da olsalar o eşşekleri.


    Yüksel Karataş

    Bu haber 2560 defa okunmuştur.

    Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

    Kırk ekmeği ve Senelikler

    Hubyar Toplumuna Açık Çağrı

    Hubyar Toplumuna Açık Çağrı Yaklaşık 9 yıldır süren Hubyar Sultan Türbesi davasının kaybedeni yoktur. Hubyar Köyü muhtarlığı ile birlikte tüm H...

    BURSA TERMAL KAPLICA GEZİSİ

    BURSA TERMAL KAPLICA GEZİSİ BURSA TİARA TERMAL OTELDE 5 GÜN 4 GECE TATİL FIRSATI.
    Köyümüzün yolu asfaltlanıyor28 Nisan 2017
    Köyümüzün yolu asfaltlanıyor28 Nisan 2017

    ANKET

    HUBYAR GENÇLİĞİ SEÇİMİNİ YAPIYOR 2 GÜNLÜK YAZ KAMPIMI YOKSA BİR GÜNLÜK PİKNİKMİ




    Tüm Anketler

    HAVA DURUMU

    Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

    Gazeteler

    Hubyar Takvimi


    RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

    Altyapı: MyDesign Haber Sistemi